Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Remzi Yıldırım
Remzi Yıldırım

Hak ile Halk Arasında kocaman vicdan

Duvarlara Yazılan Sözler, Tarihe Kazınan Bir İsim: Bülent Ecevit

Bazı müzelerde eşyalar konuşur.

Bazılarında ise duvarlar.

Adana’nın tarihi Seyhan Caddesi’nde, Atatürk Evi’nin bulunduğu sokakta yer alan Bülent Ecevit Müzesi’ne adım attığınız anda bunun sıradan bir müze olmadığını hissediyorsunuz.

Ahşap merdivenleri gıcırdayarak çıkarken, sanki yalnızca kat değiştirmiyorsunuz; yılların içinden geçiyor, Türkiye’nin yakın tarihine doğru sessiz bir yolculuğa çıkıyorsunuz.

Duvarlarda asılı fotoğraflar.

Cam vitrinlerde korunan eşyalar.

Ve her köşede bir dönemin tanıklığını yapan belgeler.

Fakat bütün bunların arasında insanın yüreğine en çok dokunan, belki de sadece birkaç kelimeden oluşan bir cümledir.

“Bizim İki Gücümüz Var: Hak ve Halk.”

İşte o söz.

Ne uzun bir nutuktur.

Ne de seçim meydanlarında söylenmiş gösterişli bir vaat.

Sadece altı kelime.

Ama altmış yıllık bir siyasi anlayışı anlatmaya yetiyor.

Bir siyasetçinin geriye bıraktığı en büyük miras bazen makamlar değildir; birkaç kelimeyle özetlenen hayat felsefesidir.

Bülent Ecevit’in hayatına baktığınızda gazetecilikten siyasete uzanan uzun bir yürüyüş görüyorsunuz.

Ulus Gazetesi’nin mütevazı odalarından başlayan yolculuk, milletvekilliğine, genel başkanlığa ve dört kez başbakanlığa kadar uzanıyor.

1974’te Kıbrıs Barış Harekâtı’nın siyasi sorumluluğunu üstlenen lider.

1977’de Cumhuriyet tarihinin en yüksek oy oranlarından birine ulaşan siyasetçi.

1999’da yeniden milletin teveccühüyle başbakan olan devlet adamı.

Ve ardından.

2001 ekonomik krizinin ağır yükü.

Sağlık sorunları.

Sessiz bir vedaya dönüşen son yıllar.

Hayat böyledir.

Siyaset de öyledir.

Zirveler kadar yokuşları da vardır.

Müzede bunların hiçbiri gizlenmemiş.

Başarılar da anlatılmış.

Eleştirilen dönemler de.

Zaferler de.

Hüzünler de.

Belki de bu yüzden müze etkileyici.

Çünkü tarih, yalnızca alkışlardan oluşmaz.

İnsan bazen bir fotoğrafa dakikalarca bakar.

Çünkü o fotoğraf, yazılmamış yüzlerce sayfadan daha fazlasını anlatır.

Rahşan Ecevit ile birlikte halkı selamladığı kare.

Kürsüde yaptığı konuşmalar.

Genç bir gazeteci olduğu yıllar.

 

Hepsi aslında tek bir hikâyenin parçalarıdır.

Bugün siyasette sloganlar çok hızlı tüketiliyor.

Sözler, ertesi gün unutuluyor.

Oysa bazı cümleler vardır ki yıllar geçse de eskimez.

“Hak ve Halk.”

Belki de bu yüzden müzenin en değerli eseri ne bir daktilodur…

Ne bir gözlüktür…

Ne de eski bir ceket…

En kıymetli eser, duvara yazılmış o iki kelimelik anlayıştır.

Çünkü bir insanı yaşatan yalnızca kullandığı eşyalar değildir.

İnandığı değerlerdir.

Adana, yalnızca kebabıyla, portakal çiçeğiyle ya da Taşköprüsüyle değil; böylesine anlamlı kültür mekânlarıyla da hafızasını koruyor.

Bu müzeler geçmişe ağıt yakmak için değil, geleceğe hafıza bırakmak için vardır.

Bülent Ecevit Müzesi’nden ayrılırken insan yanında bir eşya götüremiyor.

Ama aklında bir cümle kalıyor.

Belki de müzelerin gerçek başarısı budur.

Duvarlarda yazan kelimeleri, insanların yüreğine yazabilmek…

Ve yıllar sonra bile aynı sözü fısıldatabilmek:

“Bizim iki gücümüz var… Hak ve Halk.”

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

2 + 1 = ?

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER

Reklamı Geç