
CHP’nin iç Adaleti
Türkiye’de bazı partiler seçim kazanır,
Bazıları ise bir memleket hikâyesine dönüşür.
İşte Cumhuriyet Halk Partisi tam da böyle bir hikâyedir.
Bir yanında umut.
Bir yanında kırgınlık.
Bir yanında değişim arzusu.
Diğer yanında “eski günlere dönüş” tartışmaları.
Bugün yine Türkiye siyasetinin en eski çınarı, kendi içinde fırtınalı bir dönemin ortasında duruyor.
Son günlerde mahkeme kararları, kurultay tartışmaları ve “mutlak butlan” iddiaları siyasetin gündemine oturdu.
Ancak kamuoyuna yansıyan süreçlerle ilgili hukuki tartışmalar hâlâ farklı yorumlarla devam ediyor.
Daha önce CHP kurultayının iptali istemiyle açılan davalarda ret ve erteleme kararları verilmişti.
Ama mesele yalnızca bir mahkeme meselesi değildi artık.
Bu mesele biraz da CHP’nin kendi ruhuyla yüzleşmesiydi.
Çünkü yıllardır Türkiye’de CHP denince akla hep iki şey geldi:
Birincisi; Cumhuriyet’in kurucu hafızası,
İkincisi ise hiç bitmeyen iç hesaplaşmalar.
Bir tarafta değişim isteyenler vardı.
“Yeni yüzler gelsin” diyenler.
“Meydan siyaseti büyüsün” diyenler.
Diğer tarafta ise tecrübenin sesine kulak verilmesini isteyenler.
O büyük kurultay günü geldiğinde salonun havası yalnızca siyasi değildi.
Orada yılların yorgunluğu vardı.
Kaybedilmiş seçimlerin hüznü vardı.

Değişim isteyen genç delegelerin öfkesi vardı.
Sonra kürsüye çıkan isimler arasında tarih yazıldı.
Özgür Özel
partinin yeni yüzü olarak yükseldi.
Yıllarca partiyi taşıyan
Kemal Kılıçdaroğlu
sahnenin gerisine çekildi.
O gün bazıları “CHP yeniden doğdu” dedi.
Bazıları ise “Bu sadece bir nöbet değişimi” diye düşündü.
Fakat siyaset bazen sandıkta bitmez.
Mahkeme koridorlarında devam eder.
Türkiye’de siyasi partiler yalnızca rakipleriyle değil, kendi geçmişleriyle de mücadele ederler.
CHP’nin hikâyesi de biraz böyledir.
Çünkü bu parti;
bir dönem Bülent Ecevit ile halkçı solu konuştu.
bir dönem Deniz Baykal ile sert muhalefeti yaşadı.
Sonra Kemal Kılıçdaroğlu ile “helalleşme” dedi.
şimdi ise Özgür Özel ile yeni bir siyasal dil arıyor.
Ama her değişim sancı doğuruyor.
Anadolu’da CHP’ye yıllarca oy veren yaşlı bir amca şöyle der bazen:
“Biz partiyi değil, fikri severiz evlat ”
İşte CHP’nin asıl hikâyesi tam da burada başlıyor.
Çünkü CHP yalnızca bir genel başkan meselesi değildir.
O; Türkiye’nin modernleşme hikâyesinin de bir parçasıdır.
Bu yüzden partide yaşanan her kavga, toplumda daha büyük yankı bulur.
Bugün mahkeme kararları konuşuluyor.
Yarın başka bir kurultay konuşulacak.
Ama siyasetin değişmeyen bir gerçeği var:
Hiçbir koltuk sonsuza kadar kimsenin değildir.
Bir gün gelir, alkışlayan kalabalık başka bir ismi çağırır.
Bir gün gelir, siyaset yeniden eski liderleri konuşur.
Bir gün gelir, dün eleştirilen insanlar yeniden özlenir.
Belki de bu yüzden siyasetin en ağır yükü;
kazanmak değil, zamanı geldiğinde nasıl hatırlanacağını bilmektir.
Gelinen son noktada Adalet tecelli eyledi diyebilirim. Nedenmi; Özgür özelin parti içince yükselmesi Kılıçdaoğlu, bir lider öncülüğünde oldu. Ancak ne yazikki 38. Kurultayda sırtından hançerledi, adalet yerini bu bakımdan buldu demek bir hakkı teslim etmek açısından önemli.
CHP’nin uzun yolculuğu hâlâ devam ediyor, Kılıçdaroğlu sloganları şimdiden atılmaya başladı.Haklı slogan memlekete hayırlı olsun.

YORUMLAR