
Şehit Gazeteci Hasan Tahsin’in Şiirsel Hikâyesi
Sabahın mahzun sessizliği çökmüştü İzmir üzerine.
Deniz, her zamanki gibi maviydi belki ama,
o gün martıların sesi bile ürkek çıkıyordu göğe.
Kordonboyu’nda esen rüzgâr,
sanki yaklaşan felaketin habercisi olmuştu.
Tarihler 15 Mayıs 1919’u gösterirken,
işgal gemileri ağır ağır yanaşıyordu limana.
Demirin suya bıraktığı o uğursuz ses,
yalnız bir şehrin değil,
bir milletin kalbine saplanıyordu adeta.
Sokaklarda sessizlik vardı.
İnsanlar perde aralarından korkuyla bakıyor,
anneler çocuklarını bağırlarına basıyordu.
Çünkü gelen yalnız asker değildi.
Gelen, bir milletin namusuna uzanan karanlıktı.
İşte o an,
Kalabalığın arasında bir adam duruyordu dimdik.
Elinde silahından önce vicdanı,
yüreğinde korkudan önce vatan sevgisi vardı.
O adam; gazeteci, yazar, fikir adamı
Hasan Tahsin idi.
Kalemiyle hakikati savunan o yiğit,
o gün mürekkebi bırakıp tarihin alnına kurşunla bir cümle yazacaktı.
Çünkü bazı zamanlarda yazılar yetmezdi.
Bazı zamanlarda vatan,
kanla yazılmış bir haykırış isterdi.
İşgâl kuvvetleri Kordon’a çıktığında,
yabancı bayraklar rüzgârı kirletirken,
bazıları korkudan başını eğdi.
Bazıları çaresizlikten sustu.
Ama Hasan Tahsin susmadı!
Bir milletin şerefi adına yürüdü ileriye.
Adımları kararlıydı.
Sanki ardında bütün Anadolu vardı.
Çukurova’nın sıcağı,
Urfa’nın direnişi,
Antep’in iman dolu bakışları
onun omzunda birleşmişti.
Sonra bir an durdu.
Derin bir nefes aldı.
Denize baktı önce.
Belki çocukluğunu düşündü,
belki annesinin duasını.
Belki de özgür bir memleket hayalini

Sonra;
Bir kurşun yankılandı Kordonboyu’nda!
O ses yalnız bir tabancanın sesi değildi.
O ses; esarete karşı bir milletin ilk çığlığıydı.
O ses; “Bu vatan sahipsiz değildir!” diyen bir iman çağrısıydı.
İlk kurşun sıkılmıştı artık.
Tarih geri dönmeyecekti.
İşgâl askerleri şaşkındı.
Çünkü karşılarında yalnız bir adam yoktu artık.
Karşılarında dirilişe uyanan bir millet vardı.
Kurşunların ardı geldi.
Hasan Tahsin, vatan uğruna toprağa düşen ilk kahramanlardan biri oldu.
Kordonboyu’nun taşları onun kanıyla kızardı o gün.
Deniz, şehidin hatırasını dalgalarına emanet etti.
Martılar göğe ağıt taşıdı.
Ama bilinmezdi ki o gün düşen yalnız bir beden değildi.
O gün ayağa kalkıyordu Anadolu.
Sonra şehirler konuşmaya başladı:
Balıkesir direndi,
Gaziantep destan yazdı,
Kahramanmaraş sütçü imamıyla ayağa kalktı,
Samsun umut oldu,
Anadolu bir milletin yeniden doğuşuna sahne oldu.
Bütün o direnişlerin kıvılcımında,
Kordonboyu’nda yankılanan o ilk ses vardı.
Bugün İzmir’in rüzgârı hâlâ onun adını fısıldar.
Kordon’da yürüyen her vicdan sahibi insan,
o kurşunun yankısını kalbinde hisseder.
Çünkü bazı insanlar ölmez.
Bazı insanlar bir milletin hafızasına dönüşür.
Hasan Tahsin,
yalnız bir gazeteci değildi.
O, kalemiyle gerçeği savunan,
canıyla bağımsızlığı mühürleyen bir millet evladıydı.
O gün attığı kurşun,
yalnız düşmana değil;
teslimiyete, korkuya ve esarete sıkılmıştı.
Ruhu şâd olsun.
Kordonboyu’nda yankılanan o ilk cesaret,
sonsuzluğa kadar bu milletin damarlarında dolaşacaktır.

YORUMLAR