
İzmir, son dönemin en hareketli siyasi günlerini yaşıyor. Foça, Çiğli ve İzmir Büyükşehir Belediyesi üzerinden yaşanan siyasi gelişmeler, yerel siyasette dengeleri altüst etti. Yıllardır seçim sandığında AK Parti’ye geçmeyen belediyelerde yaşanan bu değişim, beraberinde birçok soruyu da gündeme getirdi.
27 yıldır İzmir’de yerel iktidarı seçimle elde edemeyen AK Parti, bugün üç belediyede yaşanan siyasi değişimle önemli bir avantaj yakaladı. Peki, bu tablonun sorumluları kim? Sadece belediye başkanlarını suçlayarak işin içinden çıkılabilir mi? Yoksa yaşananların arkasında, partilerin yönetim anlayışından örgütlerin tutumuna kadar uzanan daha büyük bir sorun mu var?
CHP den başlarsak
2024 yerel seçimlerinde CHP önemli bir başarı elde etti. Türkiye genelinde 420’nin üzerinde belediye kazanan parti, yerel yönetimlerin ve yerel ekonominin önemli bir bölümünü yönetme gücüne ulaştı.
Ancak bu başarı, genel iktidara yürüyen güçlü bir siyasi alternatife dönüşmek yerine, zaman içinde kendi iç tartışmalarıyla yıpranan parçalanan bir tabloya dönüştü.
Türkiye’de yoksulluk, ekonomik sıkıntılar ve vatandaşın gündelik yaşamını zorlaştıran sorunlar devam ederken AK Parti’nin siyasi gücünü koruması, hatta yıllardır seçim kazanamadığı bölgelerde yeni fırsatlar yakalaması, muhalefetin kendisini sorgulamasını gerektiriyor.
Çünkü siyaset yalnızca iktidarın yanlışları üzerinden yürütülemez. Muhalefetin de güven veren bir yönetim anlayışı, güçlü bir örgüt yapısı ve toplumla kurduğu sağlam bir bağ olmak zorundadır.
Peki, yaşananların başlangıç noktası neydi?
CHP’nin 2023 yılında yapılan ve kamuoyunda tartışmalarla anılan 38. Olağan Kurultayı, parti içindeki değişim sürecinin önemli dönüm noktalarından biri oldu. Özgür Özel’in genel başkan seçilmesinin ardından başlayan normalleşme süreci beklenen sonucu vermedi. Ardından CHP’li belediyelere yönelik operasyonlar, yargı süreçleri ve Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla siyasi gerilim daha da arttı.
AK Parti, CHP’nin yaşadığı iç tartışmaları, bölünmeleri ve siyasi hataları kendi lehine değerlendirmeyi başardı. CHP ise yaşanan süreçte parti içindeki ayrışmalar, bölünmeler, Özgür Özel’in genel başkanlığı ile başlayan yeni dönem ve belediyeler üzerinden yürüyen tartışmalar yapılan operasyonlar dışında ak partiye geçen belediye başkanları ile zayıflayan bir tabloyla karşı karşıya kaldı.
FOÇA, ÇİĞLİ VE BÜYÜKŞEHİR: ÜÇ AYRI HİKÂYE, AYNI SORU
İzmir’de yaşanan gelişmelere yakından baktığımızda, üç belediyenin siyasi değişim sürecinin aynı şekilde değerlendirilmemesi gerektiğini görüyoruz.
Foça’da yaşanan gelişmeler daha ani bir siyasi değişim olarak değerlendirilirken Çiğli ve İzmir Büyükşehir Belediyesi’ndeki süreçlerin arka planında daha kapsamlı siyasi tartışmalar bulunuyor.
Burada asıl soru şu: Belediye başkanlarını aday gösteren, seçilmeleri için çalışan ve seçim sonrasında onları desteklemekle yükümlü olan siyasi merkezler, bu süreçlerde üzerlerine düşeni yaptı mı?
Genel merkezler, belediye başkanlarıyla yeterli diyaloğu kurdu mu? Örgütler, başkanların karşılaştığı sorunlara ne kadar sahip çıktı? Yoksa siyasi destek, yalnızca işlerin yolunda gittiği dönemlerde mi verildi?
Bu soruların yanıtları, yaşanan değişimin nedenlerini anlamak açısından büyük önem taşıyor.
ÇİĞLİ’DE ONUR EMRAH YILDIZ NEDEN AK PARTİ’YE GEÇTİ?
Çiğli’de yaşanan siyasi değişim, üzerinde en fazla durulması gereken konulardan biri.
Yıllarca AK Parti’nin seçimlerde önemli farklarla geride kaldığı Çiğli’de Belediye Başkanı Onur Emrah Yıldız’ın AK Parti’ye katılması, yalnızca bir belediye başkanının parti değiştirmesi olarak görülemez. Bu gelişme, aynı zamanda Yeni Parti ve CHP’nin yerel örgüt yapılarının, siyasi ilişkilerinin ve yönetim anlayışlarının da sorgulanmasını gerektiriyor.
Yıldız’ın adaylığı için Ankara’da yoğun mesai harcayan Erkan Akar, daha sonra CHP’den ayrılarak 13 meclis üyesiyle birlikte Yeni Parti’ye geçti. Peki, Yıldız’ın siyasi geleceği açısından bu ayrılığın sonuçları ne oldu? CHP’de kalan belediye başkanı, özellikle kurşunlama olayıyla gündeme gelen süreçte partisinden ve örgütünden yeterli desteği alabildi mi?
Belediye başkanının yaşadığı siyasi baskılar, kendisine yöneltilen ağır eleştiriler ve parti içindeki gelişmeler ne kadar etkili oldu?
Elbette bu soruları sormak, bir siyasi tercihi haklı çıkarmak anlamına gelmez. Ancak yaşananların nedenlerini anlamak istiyorsak süreci yalnızca sonuç üzerinden değerlendiremeyiz.
Yıldız’ın AK Parti’ye geçmesinin ardından ortaya çıkan tepkilerin sınırlı kalması da ayrıca değerlendirilmesi gereken bir konu. CHP ve Yeni Parti tarafından ayrı ayrı düzenlenen eylemlerde halkın beklenen ölçüde yer almaması, vatandaşın siyasi partilere duyduğu güvenin zayıfladığı yönünde yorumlara neden oldu.
CHP Çiğli İlçe Başkanı Süleyman Karadağ’ı kişi olarak severim. Ancak siyasette kişisel meselelerle siyasi değerlendirmeleri birbirinden ayırmak gerekir.
Onur Emrah Yıldız’a yönelik eleştiriler yapılırken kişisel hesapların siyasetin önüne geçtiği yönünde bir görüntü ortaya çıktı. Siyasi mücadele, yalnızca karşı tarafı eleştirmekle başarıya ulaşmaz. Toplumun güvenini kazanmak, ortak bir hedef etrafında birleşmek ve doğru bir siyasi dil kurmak da gerekir.
Bunun yanında, kendisi ile hukuki bir paylaşımda bulunan bir meclis üyesini siyasi tartışmaların hedefi hâline getirmek yerine, daha somut ve çözüm odaklı bir siyaset geliştirme yoluna gidilmelidir.buda yanlıştı
YENİ PARTİ VE CHP NEDEN ORTAK BİR TEPKİ VEREMEDİ?
Onur Emrah Yıldız’ın AK Parti’ye katılmasının ardından CHP ile Yeni Parti neden ayrı siyasi tutumlar sergiledi?
Yeni Parti cephesinde Erkan Akar ve beraberindeki isimlerin, CHP’den ayrılan meclis üyelerinin, bazı yerel yöneticilerin, İl Başkanı Çağatay Güç’ün ve az sayıda partilinin katılımıyla gerçekleştirilen protestoda “Ya hep beraber ya hiçbirimiz” sloganı atıldı.
Ancak dışarıdan bakıldığında ortaya çıkan görüntü, siyasi birliktelikten çok parçalanmış bir muhalefet tablosuydu.
Burada bir çelişki yok mu?
Onur Emrah Yıldız, CHP’nin ve daha sonra Yeni Parti’ye geçen siyasi çevrelerin destek verdiği yerel seçimde belediye başkanı seçildi. Bugün ise kendisine tepki gösteren bu iki siyasi yapı, ortak bir mücadele zemini oluşturmakta zorlanıyor.
CHP’den ayrılarak Yeni Parti’ye geçen isimler, dün CHP çatısı altında siyaset yapıyordu. Dolayısıyla seçmenin gözünde mesele yalnızca Yıldız’ın parti değiştirmesi değil, siyasi aktörlerin kendi aralarındaki ilişkileri nasıl yönettiği meselesidir.
Madem konu milletin iradesi ve seçmenin verdiği oylar, o hâlde CHP ile Yeni Parti neden ortak bir noktada buluşamadı
Vatandaşın siyasi eylemlere mesafeli kalmasının nedenlerinden biri de bu parçalanmış görüntüdür
İZMİR BÜYÜKŞEHİR’DEKİ DEĞİŞİMİN ARKA PLANI

İzmir Büyükşehir Belediyesi’ndeki gelişmeleri de ayrıca değerlendirmek gerekiyor.
CHP’de yaşanan değişim süreci olmasaydı, 2024 yılında Cemil Tugay’ın adaylığının nasıl şekilleneceği ayrı bir tartışma konusu olurdu. Tugay, CHP’deki değişim döneminde genel başkanlığa gelen Özgür Özel’in desteğiyle aday gösterildi ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı seçildi.
Ancak daha sonra yaşanan siyasi ve hukuki gelişmeler, CHP’de yeni tartışmaları beraberinde getirdi. Butlan tartışmaları ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun yeniden CHP’nin başına geçmesi ile birlikte
Tugay’ın CHP den istifa ettikten sonra bir süre bağımsız kaldı kendisini adaylaştıran Özgür Özel’in partisine katılmayan Tugay’a yönelik özel in ağır ifadeler kullandığı yönündeki iddialar gündeme geldi. Bu tür iddiaların doğruluğu ayrıca değerlendirilmelidir. Ancak bu tartışmalar, parti yönetimiyle belediye başkanları arasındaki ilişkinin ne kadar gerildiği sorusunu da beraberinde getiriyor. Tugay neden yeni partiye katılmadı
Diğer taraftan, Çağatay Güç’ün Tugay tarafından genel sekreter yardımcılığı görevine getirildiği, daha sonra da CHP İzmir İl Başkanlığı’na tek aday olarak seçildiği süreçten sonra kurulan yeni partinin kurucu il başkanı oldu
Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik sert ifadeleriyle gündeme gelen Güç’ün tutumu da bu çerçevede değerlendirilebilir. Genel merkez ile yerel yönetimler arasında güçlü bir diyalog kurulabilseydi, bugün yaşanan siyasi tablo farklı olabilir miydi?
Belediye başkanlarının, İzmir’e hizmet etmek amacıyla kendilerini feda ettiklerini ifade eden açıklamaları da dikkat çekiyor. Bu açıklamaların ne ölçüde karşılık bulacağını ise zaman ortaya konulacak hizmetler gösterecek.
DÜN ALKIŞLAYANLAR BUGÜN ELEŞTİRİYOR, DÜN ELEŞTİRENLER BUGÜN ALKIŞLIYOR
Siyasette en dikkat çekici meselelerden biri de değişen tutumlar.
Dün belediye başkanlarını destekleyenler bugün onları en sert şekilde eleştirebiliyor. Dün siyasi tercihleri nedeniyle ağır sözler söyleyenler, bugün aynı isimlerin yeni siyasi konumlarını savunabiliyor.
Peki, dün yanlış olan bugün hangi gerekçeyle doğru hâle geliyor?
Elbette her siyasi karar eleştirilebilir. Parti değiştirmek de siyasi tercihlerin bir parçasıdır. Ancak siyasi tutarlılık, yalnızca karşı tarafın kararlarını eleştirmekle değil, kişinin kendi geçmiş tutumunu da sorgulamasıyla mümkündür.
Siyaset, kişilere göre değişen ilkeler üzerinden yürütüldüğünde toplumun güveni zedelenir. Dün alkışlanan bir kararın bugün yalnızca siyasi saflar değiştiği için eleştirilmesi, seçmenin gözünde inandırıcılık sorununa yol açar.
İzmir’de yaşananlar, bu açıdan önemli bir sınav niteliği taşıyor.
AK PARTİ’NİN İZMİR DEKİ YENİ DÖNEMİ NE GETİRECEK?
AK Parti cephesinden bakıldığında ise yeni bir dönem başlamış durumda.
AK Partili meclis üyeleriyle yaptığımız görüşmelerde, geçmişte muhalefette oldukları dönemde ilçenin menfaatine gördükleri birçok konuda uzlaşmacı davrandıklarını ve ortak kararlara destek verdiklerini ifade ediyorlar.
Bugün belediye yönetiminde siyasi dengelerin değişmesiyle birlikte, hükümetin desteğini de alarak Çiğli’ye İzmir e daha fazla hizmet getirmek için çalışacaklarını dile getiriyorlar.
Bu yaklaşımın ne kadarının uygulamaya dönüşeceğini önümüzdeki süreçte göreceğiz.
Ancak burada Yeni Parti’nin ve CHP’nin muhalefet anlayışı da önemli bir sınavdan geçiyor. Daha önce destek verdikleri ortak kararlara, siyasi dengeler değiştikten sonra karşı çıkmaları, belli bir süre sonra kamuoyunda haklı olarak soru işaretleri yaratabilir.
Muhalefet etmek, yalnızca iktidarın yaptığı her şeye karşı çıkmak değildir. Dün ilçenin yararına olduğu söylenerek desteklenen bir karar, bugün de aynı gerekçelerle değerlendirilebilmelidir.
Aynı şekilde, iktidarın aldığı her karar da yalnızca iktidar tarafından alındığı için doğru kabul edilemez.
Asıl mesele, Çiğli’nin çıkarlarını siyasi hesapların önünde tutabilmektir.
ÇİĞLİ’NİN İHTİYACI ŞOV DEĞİL, HİZMET SİYASETİ OLMALI
Önümüzde yaklaşık iki yıllık bir dönem var. Bu süreçte belediye yönetiminin ve siyasi partilerin performansı daha net görülecek.
Çiğli halkı, hangi partinin hangi sloganı attığından çok, ilçede hangi hizmetlerin hayata geçirildiğine bakacaktır. Yollar, altyapı, sağlık, çevre, sosyal hizmetler ve kentin temel ihtiyaçları konusunda kim ne yaptıysa bunun karşılığını sandıkta görecektir.
Siyasi partilerin kendilerini kanıtlayabilecekleri en önemli yer seçim sandığıdır.
AK Parti, Çiğli’de yeni dönemde daha fazla hizmet üretebilirse bunun siyasi karşılığını alacaktır. Ancak beklenen hizmetler gelmezse seçmen, önüne konulacak sandıkta değerlendirmesini yapacaktır.
CHP ve Yeni Parti de aynı şekilde kendilerini sorgulamalıdır. Sadece geçmişte kazanılmış seçim başarılarına güvenmek, seçmenin desteğini kalıcı hâle getirmeye yetmez. Örgütlü çalışma, halkla güçlü bağlar kurma, ortak akıl ve tutarlı bir muhalefet anlayışı gerekir.
Çünkü iktidarın bulunduğu bir yerde, yanlış bir siyaset anlayışıyla mücadele etmek, o iktidarı yeniden değiştirmeyi daha da zorlaştırabilir.
İzmir’de yaşanan siyasi değişim, yalnızca belediye başkanlarının tercihleri üzerinden okunmamalı. Bu süreç, CHP’nin yönetim anlayışından Yeni Parti’nin siyasi çizgisine, AK Parti’nin yerel yönetim stratejisinden seçmenin değişen beklentilerine kadar birçok başlıkta değerlendirilmelidir.
SON SÖZ
Dün sövenlerin bugün alkış tuttuğu, dün alkışlayanların bugün kara çaldığı bir siyasi iklimde kaybeden yalnızca partiler değil, siyasete duyduğu güveni yitiren vatandaş oluyor.
Artık şov siyasetini bir kenara bırakıp hizmet siyasetini öne çıkarma zamanı. Çiğli için de İzmir için de ihtiyaç olan şey, kişisel hesaplar ve siyasi kavgalar değil; ortak akıl, tutarlılık, liyakat ve halka hizmettir.
Çünkü siyasetin gerçek patronu ne genel merkezlerdir ne de belediye başkanlarıdır.
Siyasetin gerçek patronu millettir. Son sözü de yine millet, sandıkta söyler.

YORUMLAR