BAKAN KOCA’DAN İL BAŞKANI ASLANOĞLU’NA
Geçtiğimiz cumartesi günü Sağlık Bakanlığı, yaptığı güncelleme ile E-Reçetem Sistemine, test işlemi biten 5 dili (İngilizce, Almanca, Arapça, Fransızca, Rusça) ekleyerek, E-Reçetem sisteminin, Türkçe'nin yanı sıra, bu dillerde de hizmet vermesini sağladığını duyurdu. Duyuruyu bizzat Sağlık Bakanı Dr. Fahrettin KOCA yaptı. Fahrettin Koca’nın Kürt olması, hizmete sokulan diller arasında Kürtçenin olmaması, ilk bakışta insanların dikkatini çekti elbette.
Bakan KOCA, kabinenin Kürt olarak bilinen birkaç bakanı gibi, Hükümetin Kürtlere; "bakın biz Kürtleri yok saymıyoruz, aramızda Kürtler de var, görüyorsunuz işte Kürtler her şey olabiliyorlar, bakan bile!" diyerek referans gösterdiği bakanlardan biri. Maalesef milyonlarca Kürt'ün yaşadığı ve dil problemi çektiği ülkemizde, Bakan KOCA, başında olduğu kurumun sunduğu hizmetin, geniş dil alternatifleri arasına, anadili olan Kürtçeyi eklemekten bahsetmiyor, bahsettiği; İngilizlerin, Fransızların, Rusların Almanların ve Arapların dili! Elbette bütün dillere saygımız sonsuz, herkesin kendi anadilinde hizmet alması yasal olarak sağlanmalıdır. Üzerinde durduğumuz husus, konu Kürtler olunca uygulanan çifte standart tarifesidir.
Birçok Kürt aydını diyebileceğimiz arkadaş, bu duruma tepki göstererek, Bakan Koca'nın Konya Kulu Kürtlerinden (Anatolya Kürtleri) olmasının bile, Kürtçe'nin güncellenen E-Reçetem sistemine dahil edilmesine yetmediğini ifade etti.
Esasen benim şaşkınlığım ise; bu Kürt aydını denilebilecek arkadaşların bu yönde bir beklenti içerisinde olmasına dairdir. Yani, bu aydın arkadaşlarımız zannediyorlar ki, düzen partilerinin içerisinde yer alan Kürtler, diğer halkların haklarıyla birlikte Kürtlerin de haklarını savunmak, geliştirmek ve İlerletmek için varlar!
Oysa, objektif bakabilenler bileceklerdir; tarihsel akış içerisinde Kürt, Kürtlüğü ile vedalaşmadan bırakınız bakan olmayı, muhtar bile olamamıştır. Bir Kürt es kaza herhangi bir mevkiye gelmişse de önüne konan görev, ancak ve ancak "bakın ben de Kürt'üm" klasik söylemi üzerinden, Kürtlerin oy ve diğer politik tercihlerini yönlendirerek, müesses nizam şemsiyesi altında toplama görevi olmuştur. Kişi, ne zaman ki bu görevin dışına çıkma eğilimi göstermiş, ya görevinden el çektirilmiş, ya ötekileştirilerek tutuklanmış ya da Kürt demenin bile fiilen yasak olduğu dönemde, kazara "benim annem de Kürt" diyen Turgut Özal gibi suikaste uğramıştır. Bu yaklaşım, Lozan'da, 1. Meclis'te ve günümüzde de doğrudan ya da dolaylı olarak kendini var etmeye devam etmiştir. Kulakları çınlasın, Sırrı Süreyya Önder; "Kürtler, bu ülkede her şey olabiliyorlar da bir tek Kürt olamıyorlar" demişti.
Toparlayacak olursak, Bakan KOCA ve kendisi gibi olanların, tarihsel akış içerisinde, önlerine konan görev; aidiyetlerini, yalnızca kitleleri konsolide etmek üzere kullanmak olmuştur. Kendilerinden bundan azade bir misyon ve çaba beklemek abesle iştigaldir.
Üstelik bu tutum, yalnızca iktidara has bir tutum da değildir! Aynı şey, muhalefet için de aynıyla vaki geçerlidir. Örnek vermek gerekirse; bugün CHP İzmir İl Başkanı olan muhterem, Terekeme olarak bilinen bir Ağrılı olmasına rağmen, sırf Kürt olarak anlaşılmamak için Ağrılılar ile yanyana görüntü bile vermekten çekiniyor, Ağrı STK'ları ile de görüşmüyor.
Söyleyecek çok söz var ama sözün tamamına gerek yok. Eksik kalan cümleleri okur (halk) tamamlayacaktır!
Bir sonraki makalede görüşmek üzere, muhabbetle!










0 Yorum