
Baharı bekledik, Geldi.
Yazı bekledik, O da geldi.
Mevsimler değişti, ağaçlar yeşerdi, çiçekler açtı. Ama insanın içindeki bahar, bir gün ansızın küle döndü. Çünkü takvimler yalnızca günleri değiştirmiyor; bazen vicdanların hangi gün sustuğunu da hatırlatıyor.
Yüreklerimizdeki mevsimleri birer birer tükettik. Sonra dönüp kendi yalnızlığımıza, kendi sessizliğimize ağladık.
Oysa edebiyat, insanın karanlığına ışık yakmak içindir. Şiir, öfkeyi merhamete dönüştürmek içindir. Türküler, insanı insana kardeş kılmak içindir. Sanat, ayrıştırmak için değil; aynı gökyüzünün altında omuz omuza yaşamak içindir.
Ama bir gün, ateş yalnızca bedenleri sarmadı.
Kitapların sayfaları yandı.
Şiirlerin dizeleri yandı.
Türkülerin sesi yandı.
Sanatın umudu yandı.
En acısı;
İnsanlığın vicdanı yandı.

Bir insanı yakmak, aslında geleceği yakmaktır. Bir ozanın susturulması, binlerce çocuğun kulağından türküyü eksiltmektir. Bir şairin sesi kesildiğinde, toplum biraz daha sessizleşir. Çünkü sanatçılar; karanlığa inat ışık taşıyan insanlardır.
Aradan yıllar geçse de bazı acılar takvim yapraklarında eskimez. Her 2 Temmuz geldiğinde, küllerin arasından yükselen soru yine aynıdır:
“İnsan, insana bunu nasıl yapabildi?”
Belki de cevap, vicdan kapısına vurulan kilittedir.
Ama hiçbir kilit, gerçeği sonsuza kadar hapsedemez.
Çünkü şiir yanmaz.
Türkü susmaz.
Edebiyat ölmez.
Sanat küllerinden yeniden doğar.
Geride kalanlara düşen ise, nefreti değil sevgiyi büyütmek; ateşi değil umudu taşımaktır.
Dilerim bir gün, insanlar birbirlerinin düşüncelerini değil, yalnızca ellerini tutsun.
Hiçbir çocuk, hiçbir ozan, hiçbir sanatçı, hiçbir insan bir daha ateşle değil; sevgiyle hatırlansın.

YORUMLAR