
Bir gün yaşlı bir bilgeye sormuşlar:
“Bir şehri büyük yapan nedir? Geniş caddeleri mi, yüksek binaları mı, zengin insanları mı?”
Bilge, bastonunu toprağa dayayıp sessizce cevap vermiş:
“Hayır… Bir şehrin büyüklüğü, yetimin başını okşayan el sayısıyla ölçülür.”
O gün orada bulunanlar önce şaşırmış, sonra uzun süre susmuşlar. Çünkü yetim, yalnız anne ve babasını kaybetmiş çocuk değildir; sevgiyi bekleyen, bir tebessüme hasret kalan, “Ben de unutulmadım.” demek isteyen her çocuktur.
İşte bu yüzden bazı insanlar sadece yardım dağıtmaz; umut dağıtır. Bir çocuğun elinden tutar, gözlerine bakar ve “Sen yalnız değilsin.” der. O söz, bazen bir ekmekten daha doyurucu, bir oyuncaktan daha değerlidir.

İnsanlık tarihi bize hep aynı gerçeği fısıldar: Güçlü olmak, en güçlüye omuz vermek değildir. Asıl güç, kimsenin elini uzatmadığına el uzatabilmektir. Yetimin gözyaşını silebilen bir toplum, geleceğini de aydınlatır.
Bugün bir yetimin yüzündeki gülümseme, yarının huzurlu toplumunun temelleridir. Çünkü sevgiyle büyüyen çocuklar, kin değil merhamet taşırlar; öfke değil umut üretirler.
Bu yüzden “Önce insan, önce yetim” sözü bir slogan değil, vicdanın en sade tarifidir. Yetimin başını okşayan her el, aslında insanlığın omzuna dokunur. Paylaşılan her lokma, verilen her kitap, edilen her dua, yarınlara bırakılan en kıymetli mirastır.
Belki de dünya, büyük projelerle değil; bir yetimin gözyaşını sessizce silen insanların sayesinde ayakta duruyor.
Çünkü bir toplumun gerçek zenginliği kasasındaki para değil, kalbindeki merhamettir.
Unutmayalım;
Bir yetimin yüzünde açan tebessüm, yeryüzünün en güzel bayramıdır.

YORUMLAR