
Aykırı, özel, nevi şahsına münhasıran bir insan evladıdır. Biraz deli biraz velidir. Okumuş, düşünen, sorgulayan, devrimci şahsiyet. Kişilik karakter tam da oturmuş. Cennetlikse, işte cennetlik. ‘Özel haber’ diye bir şey kalmadı. Gazete, gazeteci spor yazarı kalmadı ki. Aslında kendine ‘Mor adam’ dese de Olcay Yersel hocam ‘Akpak ve de pirüpak’tır. İşte bu insanlarımızı yazmak gerek ki. İnsanlık gelsin, ülkeme. Kitap bile olur, hakkıdır. Filmi bile olur. Gelmez ki, bir daha böylesi. Çok yazılmaktan, gündemde olmaktan şımaran, kendini dünyanın merkezi sananlara inat, böyle düzgün insanları yazmayı, tarihe not düşmeyi onur sayıyorum. Sen yazmazsan, ben yazmazsam. Ee nasıl olacak bu işler. Filmin adı da ‘Mor İnsan’. İyi gider. Emekli asker, astsubay, Milli futbol hakemi, gözlemcilik yapmıyor. Göreve de getirmezler zaten, hoş gelmeye de hiç niyeti yok. Adaleti yollarda, dağlarda. Dağcı, bisikletçi, yürüyüşçü, çevreci, doğasever, canlısever, komple mor yani. Morumsu değil. Zengin değil, hali vakti iyi maşallah. Geçinip gidiyor. Gönlü çok zengin. 8 yıldır bisiklete sevdalı. 8 adet bisikleti var, her koşula uygun. 3’ü yedekte. Yarış, doğa, uzun yol bisikleti mevcut, bakımlarını da kendi yapar. Yok yoktur, iki tekerli, muhteşem bineğinde. Yağmurlu hava hariç, her koşulda yola çıkar. Hesapladım, 300 bin kilometreden fazla pedal çevirmiş. Dağlar, yollar O’nun, Mor Adam’ın. 4 bin metreyi aşan tüm dağlarımızda zirve yaptı. Küçük tepelere ben de çıktım naçizane, onunki başka bir şey. 1985’den beri dağlarda, iniyor, çıkıyor.

Sigara içmedi, içmez. İçmediği için böyle, ya. Ağrı Dağı’na da çıktı, zirve yaptı. 81 ili gördü, yaşadı, ekmeğini yedi suyunu içti. Genelde bireysel takılır. 11 kişilik grubu da var, dağlara yalnız çıkılmaz ki. ‘Akçay Altınkum Bisiklet’ ekibinin adı. Sigara içmeyince de. Dile kolay 260 kez trombosit bağışı yapan, kan veren insan evladı. Hepsi tam yerini buldu. Ee kaliteli kan ne de olsa. 1957 doğumlu, büyüğümdür, başımın tacıdır. Hele ki bir büyük yangını önlemesi var ki. Yol arkadaşı Ali Demirel ve Ali Esen ile. Küçükkuyu’dan Kazdağları’na giderken. Güre’de zeytinlik alanda yangın gördüler, bungalov evde yanıyor. Kimseler yok. Kendi imkanlarıyla ilk müdahaleyi yaparken üç kafadar hemen haber verir, bölgedeki Jandarma ile İtfaiye’ye. İnanmazlar, onlar da haklı o kadar boş ihbar var ki. Neyse ki hiçbir canlıya bir şey olmadan yangın söndürülür. Kışta ayazda yangın nasıl çıksın. İnsan da yok, mangal da olmaz. Yangın bu, çıkıyor işte, araçtan fırlatılmış bir sigara belki de. Balıkesir Valiliği’nden teşekkür telefonu gecikmez. İzmir’e geldiğinde beni de sağ olasıca. Çocukluk, mahalle, lise arkadaşları Bedri Kurtuluş, Musa Albaş ile buluştuk, Basmane’de. Musa abimin antikacı dükkanında 4 antika insan olarak yani. Nasıl yorumlarsanız bilemem, siz bilirsiniz. Zira yorum hürdür, haber de kutsal. Bedri abim medya dünyasının efsanesi. İzmirspor’da yetişen Galatasaray’da yıldız olan, Bodrumspor’u BAL’dan 1.Lig’e taşıyan Yekta kardeşimin Yekta Kurtuluş’un babası. Şimdi yurtdışında ülkemizi temsil ediyor, teknik adam olarak. Tekrar görüşmek üzere güzel insanlar. Ha bu arada, kitabı yazılır dedim efsane, duayen Olcay Yersel’in. Önce canlı yayına almak gerek bisikletiyle. WORLTÜRK ile NHaberTV’de pek yakında, az sonra. Senarist değilim yazarız bir şeyler. Hayatımıza dinamit atan değil, çiçek verenlerin sayfasıdır, burası. Keyifli azınlık değil, keyif veren çoğunluk var, kenarda kalan. Öne çıkarmazsam adım Metin (güvenilir, kendinden emin) olmasın. O’nun da hakkını vermek gerek.

YORUMLAR