LAFLA YÜRÜMÜYOR
Göktürk Bey yeni yılla birlikte şu kısa mesajı atmış; ‘En kötüsü de; Gülmeyi unutturdular, bize! Sinirli, öfkeli, mutsuz ve kimseye güvenemez insanlar olduk!’
Göktürk Bey geçmişi şöyle dile getiriyor;
‘Türklüğün en büyük düşmanı cehalettir!
Türkler özellikle cahil bırakılmış, kimliği unutturulmuş, Tanrı vergisi yüksek zekâsını kullanması engellenmiştir.
Bilgisiz Türk, Türk değildir…’
Bunlara tamam…
Osmanlı’dan da, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ten de bu konuda çok önemli çok bilgi verdim, yazdım…
Ama bu sorun o kadar büyük ki, kitaplar yazılsa sonucu gidilmiyor.
Çünkü okumuyoruz…
Birilerinin aslı astarı olmayan anlatımlarına körü körüne inanıyoruz.
Buna ‘bodoslama’ denir…
Kafamızı çarptığımızda aklımız şöyle böyle yerine geliyor.
Hüseyin Dinç’in de belirttiği gibi;
‘1919-1922 Türk milletinin ikinci Ergenekon destanıdır. Unutulmayacaktır.
Şunu, asla unutmayalım, Türkün bu karanlık günlerinde, Gazi Mustafa Kemal Atatürk dışında, yanındaki silah arkadaşlarından çoğunluğu belki de hiç bir kimse tam bağımsız, egemen, çağdaş bir Türkiye Cumhuriyeti fikrini, idealini düşünmüyorlar, mevcut ortaçağ düzenin devamını uygun görüyorlardı.’
Başbuğ Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 29 Nisan 1925’de şunu söylemişti:
‘Türk ve Türkçülük aleyhinde bulunanları ezeceğiz!’
Çünkü, Mustafa Kemal’e kadar ‘Türk ve Türkçülük!’ diye bir şey yoktu…
Bir ara ‘Vatan Şairi’ Namık Kemal’i bile yazmıştım, nasıl ‘Arap Harflerini’ tercih ettiğini…
Zamanımız insanlarını da ikiye ayırabiliriz;
‘Şerefli ve şerefsizler!’ diye…
Bir de şu üç sözcük var modern emperyalizmde;
‘Uyutma, Avutma, Aldatma!’
İşin özeti şudur:
‘Gökler çıkabildin, uçabildinse senindir!
Tarihi kendin yazıyorsan eserindir!’
Savaşın, baskının, zülmün, talanın, yalanın, en önemlisi de tüm bunlara neden olan ‘Cehaletin’ olmadığı bir dünya için elbirliği vermeliyiz.
Eşitlik, beynimizde, yüreğimizde, evimizde, mahallemizde, şehrimizde başlar…
Yoksa lafla peynir gemisi yürümez…
HASTANEDE NÖBET TUTULUYORDU
Yıllar öncesinden, yakın zamana kadar ‘medya’ olarak nitelendirdiğimiz ‘basının’ Yılbaşı geceleri işlerinden biri de, ‘Doğumevinde bekleyip, yeni yılın ilk bebeğinin haberini’ yapmaktı.
Hatta zaman zaman kentin valisi ya da üst yöneticileri de, gazetecilere eşlik ederlerdi, onlar edeceğine…
Hemen hepimiz sevinç, mutluluk ve umuttan, güzelliklerden, umut ve ümitten söz ediyoruz.
Göktürk Bey, ‘Gülmeyi unutturdular!’ diyor ya ben de bu arada bir gülmece ustasından söz etmeyi düşünüyorum.
Ancak anlatacağım ‘gülmece’ yani ‘fıkra’ falan değil…
Duygusal ve birlik beraberliğimizi gösteren bir özellik.
Gerçek olup olmadığını bilmiyorum…
Daha doğrusu hikâyede adı geçenlerin adlarını…
Genelde sanatçılarla ilgili anı ve hikâyeleri genelde Atilla Köprülüoğlu yazar ve ondan öğreniriz ama ben yine de etkilendiğim bir olayı sizinle paylaşmak istiyorum
‘Güldürü Ustası’ Şener Şen’le ilgili bir anıyı, ‘İyi ki doğdun büyük üstat’ (26 Aralık 1941) diyerek şunları paylaşalım:
‘Kardeşim ve ben çocukluğumuzdan beri Şener Şen hayranıydık, kardeşimin arkadaşından aldığı vcd player ile bir gün 5 defa şalvar davasını izlediğimizi hatırlarım, Çiçek Abbas ve Davaro, üst üste o vcd playerda izlediğimiz filmlerdendir.
Şener Şen'in bizim evimizdeki yeri farklıydı, tam muhabbetin ortasında kardeşim can salonun ortasında Şener Şen'in Davaroda, karısının düğününde oynama sahnesini veya Kibar Feyzo'nun sonundaki takla atarak ölme sahnesini taklit ederdi, hiç olmadı mekan elverişsizse filmlerindeki diyalogları kurup kahkahalar atarak kendimizden geçerdik. Evet kendimizden geçerdik, biz bu adamla oturup kalkıyorduk.
Uzunca bir süre gerçekten böyle geçti.
Bir gün kardeşim çok hastalandı, hastaneye yattı, hastaneden çıktı, sonra yine yatmak zorunda kaldı ki, artık çıkıp çıkamayacağından emin olamıyorduk, doktorlar çıkamayacağını biliyordu da, biz ailesi yakıştıramıyorduk, konduramıyorduk, yaşayanlar bilir.
Kardeşim artık yatağından kalkamıyordu, ‘Bu çocuğu var olan durum içinde nasıl mutlu ederiz?’ diye düşünürken 'Şener Şen Sevgisi' bize ışık oldu.
MUTLULUKTAN HEM GÜLDÜRDÜ, HEM AĞLATTI
Şener Şen'e ulaştık, o'na durumu izah ettik.
‘21 yaşında bir delikanlının ölümle buluşmasına az kala onu mutlu etmek için ziyaretine gelebilir misiniz?’ dedik.
Kabul etti.
Ricası 'Basına haber vermeyi!' oldu.
‘Nedir ne değildir?’ bilmiyorum, bunu anlatacak, tarif edecek bir cümle bulamıyorum, kardeşimin Şener Şen'in geleceğinden haberi olmamasına karşın (görüşme iptal olur da üzülür diye söylememiştik) o sabah, 'anne bana sakal traşı yap, top sakal istiyorum, üstümü de değiştir' demesi, sanki bu buluşma kalbine doğmuş gibi hazırlık yapması çok enteresan.
Şener Şen geldi ve kardeşim mutluluktan ağladı, hemen o an defalarca fotoğraflandı, sohbet ettiler kardeşim en sevdiği filmlerden bahsetti.
Bu buluşmadan 2 ya da 3 hafta sonra kardeşim hayatını kaybetti.
Tarih 15.04.2005 i gösteriyordu, doğum gününü kutladığımız 11 nisandan 4 gün sonra..
Şener Şen ölüm döşeğindeki gencecik bir insanı mutluluktan ağlatmış insandır…’
BİR KİŞİ DAHA
Ses sanatçısı İdris Ercan yıllardır rahmetli Ayhan Sökmen’in adının bir yere verilerek ‘ölümsüzleştirilmesi’ için uğraş veriyor.
Sevgili İdris Ercan bildiğim kadarıyla Ayhan Sökmen korosundan yetişmişti.
Dr. Ayhan Sökmen’in Birinci Beylerdeki göz muayenesi ile bizim gazete binası arasında sadece bir ışıklık kadar yer vardı.
Hemen her zaman birileri ile ‘Sol do si do!’ ve ‘Düm dek, düm dek, düm deke düm gek’ yaptıklarını görürdük.
Hiç bıkmaz ve üşenmezdi.
Şimdi İdris Ercan’ın yanına bir İzmirli daha eklendi, çevreci Erol Altınmekik…
Dr. Ayhan Sökmen, İdris Ercan gibi bıkmadan kent için mücadele eden Erol Altınmekik bakın ne diyor ve istiyor?
‘Alsancak 1456 sokakta yıllarca klâsik Türk Müziği dalında öğrenci yetiştirip, konserler veren ve müziksever İzmirlilerin sevdiği değerli doktor Ayhan Sökmen'in muayenehanesinin bulunduğu 1456 sokağa adının verilmesi konusu uzun süre talep edildi, alınan en son yanıtta ise‘yanlışlık olmasın!’ diye adını sokağa vermeyip, onun yerine aynı sokakta Dr. Ayhan Sökmen'i Tanıtacak bir başka kompozisyon önerilmişti.
Bu konuda şimdiye kadar yapılmış bir durum olup olmadığını işitmedik ve duyurulmadı.
Son önerilen husus konusunda ne yapılacağı ve Ayhan Sökmen korosu mensuplarına nasıl intikal ettirileceği konusunda bilgi verirseniz uzun süre beklememize rağmen, sevinir ve koro mensuplarına nasıl ve nerede tevdi edileceğinin bildirilmesini arz ve rica ederiz.’
İzmir Çevreciler Birliği kurucusu Erol Altınmekik bir makam adını vermemiş.
Bakalım kim üstüne alınacak?










0 Yorum