
Ozan Yayıncılık’tan üçüncü kitabı çıktı; Kimsesizler Mezarlığı.
Gönül Dostları’nda aynı sahneyi paylaştık.
120 sayfalık kitabında, birer ikişer yapraklık en fazla.
34 öykü, tam da okumalık.
Tramvayda metroda otobüste yolda.
Ayakta, sokakta, durakta.
Telefonundan aynı şeylere defalarca bakacağına.
Oku ki ufkun genişlesin.
Herkesin okuyacağı, anlayacağı kitap mutlaka vardır.
‘Çok pahalı’ demeyin darılırım, ben size bulurum yeter ki okumak isteyin.
Adı ‘Kimsesizler Mezarlığı’ konmuş.
Yayın Yönetmeni Mustafa Demir, Editör Orhan Suveren.
Kapak tasarımı, resmi bizim Sarı Zeybekli Nurcan Akyürek’ten.
Kitabın yazarı Yüksel Kurtul da Sarı Zeybek Kültür ve Sanat Derneği’nden.
Şairlikte var sevgili Kurtul üstatta.
Usta edebiyatçı Mustafa Gökçek de yazmıştı HABERHÜRRİYETİ’mizde.
Ağanın lafının üstüne laf söylenmez derler ama.
Biz de yazarız o zaman.
Yazım stili, içerik harika yaşamdan, hayattan.
Yoruma, akışa karışmam herkesin kendine özgü.
En çok dikkat ettiğim ve de sevdiğim konu kelime hatası, yanlışı, gaflet ve dalaleti yok, olmamış.
Yazarım diyenler de -de’ler -da’lar can çekişiyor da.
Ha öldü ha ölecek.
Ama burada üstten tırnak, orta çizgi yerli yerinde.
Noktalama işaretleri de.
Alakasız yerde soru işareti, ünlem filan yok.
Tek bir yazım hatası gördüm, tespit ettim.
Yazmazsam, yazmasam çatlarım, yazım içime sinsin.
Başka da arzum yoktur.
Redaktör, kitabı tekrar okuyan isim de usta yazar Necmettin Yalçınkaya.
Hata değil, gözden kaçmıştır.
Bizim yazılarımda da hata var, olur da olacaktır da.
Yeter ki vahim hata olmasın.
İlk ve tek rakibimiz ‘zaman’ ne de olsa.
Bir göz atan, tekrar okuyan olmalı.
Olduğu gibi, oldu bitti maşallah.
Olmaz böyle yani.
Ayıptır yazması Müdüre Hanım diye yazılmıyor, Müdire Hanım’dır doğrusu.
Erkek adına, sıfatına ekle bir tanecik ‘e’ harfi kadınsın, hanımefendisin.
Bir kere müdüre kaba saba bir tanımlama kadına uymaz.
Yumuşatmak gerek, ‘i’ harfi var iken mis gibi ‘ü’ de gitmez ki.
Eşyanın tabiatına aykırı.
Gerisi, kalanı çiçek gibi bir kitap.
Dedim ya pardon yazdım ya kitap kısa öykülerden oluşuyor otuz dört adet.
Entel dantel dilden değil, ‘Dağdaki çobanın da üniversitedeki profesörün de’ anlayacağı dilde, akışkanlıkta.
Bize de böyle öğrettiler, anlaşılmaz yazanın alıcısı çok olsa da üstüne bir de anlı şanlı ödül verseler de.
Önemli olan okunması, anlaşılması, düşündürmesi, gülümsetmesi değil mi ?
İnsanlığa, medeniyete katkısı ?
51.sayfadaki Kimsesizler Mezarlığı başlıklı, 3 sayfalık öykü.
Kapağına adı verilmiş, bir de kederli fotoğraf.
Bakın bunu beğenmedim.
‘Harika, muhteşem, bir solukta okunan kitap, okunası kitap, bir akşamda bitirdim’ diye yazamam, yazan yazarlar, söyleyenler bolca da.
Şöyle bir bakmıştır, okudu mu peki ?

Biz onlardan değiliz.
Doğru neyse o, edebiyatçı değilim.
Dilimizi iyi kullandığımı, öğrendiğimi, öğretildiğimi sanıyorum.
Sayfa düzeni, mizanpaj, başlık atma, öne çıkarma, okutma, dikkat çekme, bizim işimiz ruhumuz da var.
Yalana palavraya asparagasa sapmadan.
İbrahim Irmak ustamın deyişiyle ‘Eğip bükmeden’ yazmak gerek.
Kısa öyküler de çok ilginç olanlar var.
‘Tren’, ‘Kibar Diyarbakırlı’ ‘Don atlet’, ‘Her şeyi ben yaptım’, ‘Sigara sağlığa zararlı’ mesela.
Bunlardan biri harika giderdi gibi geliyor.
Nurcan Akyürek Hanım çok yeteneklidir daha iyisini de yapardı, zorlanmazdı da.
İnsanların zaten ruhu daraldı, içi karardı.
Bir de kara toprak, kapakta.
Ne bileyim, kusuruma bakmayın.
Bilmem anlatabildim mi ?
Özellikle ‘Tren’ başlıklı öykü çok hoşuma gitti.
Al başa, kapak yap.
‘Tren gelir hoş gelir’ mesela, patlat adını.
Amaç daha iyisi, en iyisi.
Yazar sevgili büyüğüm, abim, üstadım Yüksel Kurtul, harika da şairdir öyle şiirleri var bir okusanız.
Kendi hakkında da yazarken belirtmiş, öne çıkarmış.
Kurtul 1959 Bismil doğumlu.
O zaman ki şartlar.
Geçen trenlerdeki öğretmenler, yolcular herkes okusun diye.
Hızla ilerleyen trenle, insanların olduğu yerlerden geçerken gazete, kitap bırakırmışlar.
Çoğu kitap da böyle geçer, bu konu.
İyi ki de yapmışlar, rahmetle, şükranla.
İşte bir insan bir kitap bir yazı bir hayat.
‘Bana bir harf öğretenin 40 yıl kölesi olurum’ demiş H.Ali.
Tam yeri de bu olsa gerek.
Kurtul’un yaşamı Kurtalan’dan atılan gazete ile kurtul’ur.
Şair oldu, yazar oldu.
Yine Ozan’dan çıkan Gofret ve Çikolata, Aslı Gibi adlı kitapları mevcut.
Bir de gazete bayi, kütüphane olsaydı Bismil’de.
Kim bilir neler neler yazadrı.
Kitap, gazete, kütüphane vardı da Kurtul mu okumadı ?
Şimdikiler olsa da okuyamıyorlar, okumuyorlar.
Senin canın sağ olsun sevgili Kurtul üstadım.
İyi ki cep telefonu atan olmamış.
Aman sakın sadece traji-komik bir nükte bu benimkisi.
‘O zaman cep telefonu mu vardı olsa da kim atar’ diyenleri duyar gibiyim.
Anlatmak istediğim de bu.
Bilmem anlatabildim mi ?
Kitap okutmaksa niyetimiz.
Cep telefonundaki rakiplerle aynı şartlarda olmasa da biraz mücadele gerekmez mi ?
O tren olmasa, ordan geçmese, atanlar fırlatanlar olmasa.
Biz ne okuyacaktık.
O trenleri oraya döşeten Atatürk okumuş zaten.
Tee en başta.
‘Kitap okumasaydım, bu yaptıklarımın hiçbirini yapamazdım’ demiş Atam.
Kitapları bir bir okuyarak, köy çocuklarının gazete okumalarına vesile olmuş.
Kitap da bırakan olmuştur.
Ya bir de kitap okusalardı.
İyi okumalar…
DİP NOT; Yarış başlamıştır. Yazımda hataları için. Olsun sizlerin canı sağ olsun. Hızla yazılıyor, hata yanlış olursa da düzeltiriz, o şansımız var. Yoksa yaz bekle, yine de hata olur. Olacağı varsa. Herkese her keseye uygun bir mükemmel kitap mutlaka vardır. Ama yazar için mükemmel yazı yoktur, mükemmel kitap yoktur. Yazanı, yazarı öyle görüyorsa, zaten bitmiş demektir. Kendini bitirmiş demektir. Bir daha da yazamaz. Selam olsun okuyanlara, okuduğunu anlayanlara…M.A

YORUMLAR