
CHP’de bugün yaşananlar aslında kimse için sürpriz değil. Çünkü cumanın gelişi çok önceden,perşembeden belliydi.
4-5 Kasım kurultayından sonra yerel seçimler başlamıştı kurultay da makam mevki karşılığında değişimci Kanada oy verenler bu süreçte umduğunu bulamamıştı sosyal medya üzerinden yapılan tartışmalar sonucunda olay mahkeme koridorlarına taşınmıştı“Şaibeli kurultay” tartışmaları, mutlak butlan iddiaları,söylentileri derken Türkiye’nin kurucu partisi artık kendi iç hesaplaşmasının merkezine oturmuştu
Peki mesele gerçekten CHP’nin geleceği miydi?
Yoksa mesele; koltuklarını kaybetmek istemeyenlerin verdiği güç savaşı mıydı?
GENEL MERKEZDE GERİLİM
Mahkeme nin verdiği mutlak bülten kararı ile eski genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu nun göreve iadesi ile birlikte Ankara’da yaşananlara yerel basın mensubu olarak bizzat şahit oldum.
Mahkeme kararının ardından CHP Genel Merkezi’nde devir teslim olup olmayacağı konuşulurken iki taraf arasında görüşmeler yapıldı. Cumartesi gecesi başlayan temasların uzun sürdüğü, pazar günü saat 12.00’de sürecin tamamlanabileceği ifade edildi. Ancak gece kapanan telefonlar bir daha açılmadı.
Sabaha karşı Kemal Kılıçdaroğlu’na yakın yaklaşık 30 milletvekili, Avukat Celal Çelik ve yüzlerce partili CHP Genel Merkezi’ne geldi Özgür Özel’e yakın çok sayıda milletvekili ve kalabalık bir grup vardı. Genel merkez adeta içeriden abluka altına alınmıştı. Saat 07.30 itibarıyla bina çevresi polis kontrolüne alındı.
Dışarıdaki vekiller; Mahir Polat, Deniz Demir ve Orhan Sarıbal aracılığıyla içeridekilerle görüşmek, partinin zarar görmemesi adına istişare yapmak istediklerini söyledi. Ancak kapılar açılmadı.
İçeriden yükselen sesler uzlaşının değil, öfkenin sesiydi.
Hakaretler, sloganlar, atılan taş su şişeleri ve bitmeyen bir gerginlik…
O an çok net anlaşılıyordu ki mesele CHP’nin geleceği değil, kişisel siyasi gelecekleriydi.
MESELE CHP Mİ YOKSA KOLTUKLAR MI?
Bir dönem CHP’de yöneticilik yapmış, yaklaşık bir yıl önce de istifa etmiş biri olarak bunu söylemek benim için zor değil. İnsanların önemli bir kısmı partiyi değil, sahip oldukları siyasi konumları koruma telaşındaydı. Çünkü herkes biliyordu ki değişen dengelerle birlikte koltuklar da değişecekti.
Aslında bugünkü kırılmanın temeli 2023 seçimlerinden hemen sonra atıldı.
Kemal Kılıçdaroğlu cumhurbaşkanı adayı olduğunda CHP yönetimi tam mutabakatla yanında durdu. Bugün en ağır eleştirileri yapan isimlerin bir kısmı o gün ekranlarda gözyaşı döküyor, “Türkiye’nin umudu” söylemleriyle destek açıklamaları yapıyordu.
Seçim geldi.
Kemal Kılıçdaroğlu yüzde 48,5 oy aldı. Belki seçimi kazanamadı ama CHP’nin onlarca yıl sonra iktidara en fazla yaklaştığı seçimlerden biri yaşandı. Ancak seçim gecesinin üzerinden çok geçmeden “değişim” videoları hazırdı. Plan yapılmıştı. Süreç başlatılmıştı.
Bahane “13 seçim kaybetmekti.”
Oysa bugün CHP’yi yöneten kadroların büyük kısmı o 13 seçimin tamamında partinin en kritik noktalarındaydı. Milletvekili listelerini de, belediye başkan adaylarını da, listesini yapan birlikte parti yönetiminde de aynı isimler vardı. Elbette sayın Kılıçdaroğlu nun hataları vardı ancak
Aynı masada oturdular.
Aynı kararları aldılar.

Aynı süreçleri yönettiler.
Ama iş hesap vermeye gelince bütün faturayı Kemal Kılıçdaroğlu’na kestiler.
KURULTAY TARTIŞMALARI VE MAHKEME SÜRECİ
Kurultay sürecinde ise tartışmalar daha da büyüdü. Delegelere makam vaat edildiği, siyasi pazarlıklar yapıldığı yönündeki iddialar kamuoyuna yansıdı. Hatta süreç içerisinde bazı isimlerin kendi açıklamalarıyla bu tartışmaları doğrular nitelikte konuşmalar yapması, olayın mahkemeye taşınmasına neden oldu.
İşte tam bu noktada en büyük siyasi avantajı Cumhurbaşkanı Erdoğan elde etti.
23 yıldır ülkeyi yöneten bir siyasi akıl için, ana muhalefetin kendi içinde parçalanması büyük fırsattı. CHP ne kadar karışırsa iktidarın eli o kadar güçleniyordu.
Ama asıl acı olan başka bir şeydi.
Beş yıl önce iktidara yakın trol diye tabir edilen çevrelerin hedef aldığı Kemal Kılıçdaroğlu, bugün kendi partisinin içinden yükselen organize linçlerin hedefi hâline geldi. Dün “dürüst siyasetçi” denilen isim bugün sosyal medyada hain ilan ediliyor.
Bu tablo CHP kültürüyle bağdaşmıyor.
CHP’NİN İHTİYACI NE?
Cumhuriyetin kurucu partisinin ihtiyacı olan şey; hakaret, linç ve kutuplaşma değil, siyasi ahlaktır.
Bugün CHP içinde yaşanan kavga büyük ölçüde fikir kavgası değil; güç, makam ve siyasi gelecek kavgasıdır. Seçimlerde CHP oy vermemiş Adnan BEKER ve ona benzer sağ kökenli vekillerden Medet umanlar ve otobüsü genel merkez önüne çekip provokasyon yaratanlar CHP ye hizmet ettiğini düşünmesin
bugün
Kendi yaşadığım ilçe çiğlide bile çıkan iki kurultay delegesinin farklı görevlere getirilmesi, kamuoyunda “siyasi ödüllendirme” tartışmalarını beraberinde getirdi. İnsanlar doğal olarak şu soruyu sormaya başladı:
Kurultay gerçekten demokratik bir yarış mıydı, yoksa güç dengelerinin yeniden dağıtıldığı bir operasyon muydu?
Ben dün olduğu gibi bugün hâlâ Kemal Kılıçdaroğlu’nun dürüst ve ahlaklı bir siyasetçi olduğuna inanıyorum. Elbette değişim isteyen insanların da demokratik hakları vardır. Ancak değişim; hakaretle, kutuplaşmayla ve parti hafızasını yok sayarak yapılamaz.
Çünkü bir siyasi partiyi ayakta tutan sadece seçim başarısı değildir.
Onu ayakta tutan şey siyasi terbiyesi, hafızası ve birbirine duyduğu saygıdır.
Bugün CHP’nin ihtiyacı yeni bir iç savaş değil, yeniden ortak akıl üretebilmektir.
Aksi halde bu parti daha çok kendi içinde yorulur, daha çok kendi enerjisini tüketir ve en büyük zararı yine CHP görür. Ve bırakın yolsuzluk hikayesini bu şaibe yi kaldırmaz arınmalıdır genel merkez de yaşanan olaylar eski bir CHP li olarak canımı acıttı
Ve yine herkes aynı cümleyi kurar:
“Cumanın gelişi perşembeden belliydi.”
Yazı serisi devam edecek

YORUMLAR