KÜRT SORUNUNUN ORTAYA KONULUŞUNDA VE ALGILANMASINDA YAŞANAN BAZI YANILMALAR
Doç .Dr. yaşar sertin makalesi şöyle devam ediyor Başta Avrupa ülkeleri olmak üzere, bu sorun uluslararası platformlarda gündeme geldiğinde çok sık yapılan bir yanlıştan temellenen pek çok politik söyleme rastlanmaktadır. Bu temel yanılgı, sorunun çözümünün Türkiye’de demokrasi ve insan haklarının gelişimiyle doğru orantılı olduğu düşüncesinden kaynaklanmaktadır. Bir başka deyişle, Kürt sorununun yalnızca Türkiye’nin insan hakları ve demokrasi alanındaki yetersizliklerinden doğduğu savı öne sürülmektedir.
Oysa bu iki alan arasında ters orantılı bir ilişki bulunmaktadır. Kürt ulusçuluğunun tırmandırılmasıyla eş zamanlı olarak, Türkiye’de standart anlamıyla bir demokrasi ve insan hakları düzeninin hayata geçirilmesi ihtimali zayıflamaktadır. Avrupalı bazı siyasi çevreler ve Türkiye’de onlara hayranlık duyan bazı liberal ve sol çevreler¹, bu sorunun Bask veya Kuzey İrlanda sorunlarına benzer biçimde Avrupa standartlarıyla çözülebileceğini uzun yıllar boyunca umut etmişlerdir.
Türkiye’de bu ters orantılı ilişkilerin göz ardı edilmesi, devletin ve rejimin daha da sertleşmesine yol açmış; Türk toplumunda tarihsel güvensizliklerden beslenen parçalanma psikolojisi, ulusçu bir tırmanışı kolaylaştırmış ve bu durum Kürtlerin sorunlarını daha da ağırlaştırmıştır.
AVRUPA’NIN KÜRT MESELESİNE YAKLAŞIMI VE TARİHSEL YANILSAMALAR
Avrupalı çevrelerin Kürt yanlısı söylemleri çoğu zaman samimi verilere dayanmamakta; bu tutumlar, Brigitte Bardot’nun hayvanlara duyduğu duygusal ilgiye benzer bir biçimde yüzeysel kalabilmektedir². Avrupa’nın, kendi uygarlığının yol açtığı tarihsel tahribatlara bir tür vicdani tepki olarak Kürtlere ilgi duyması, bazı Kürt siyasi figürler tarafından “ilerici bir dayanışma” olarak algılanmaktadır.
Oysa Batılı güçlerin, kendilerine kültürel ve dinsel açıdan daha yakın olan Ermenileri, siyasal dengeler değiştiğinde nasıl yalnız bıraktıkları bilinen bir gerçektir. Bu tarihsel örneğin Kürt aydınları arasında yeterince bilinmediği ya da tartışılmadığı görülmektedir.
KÜRT TOPLUMU, DEMOKRASİ VE STRATEJİK TERCİHLER
Kürt toplumunun ileri gelenleri bugün ciddi bir karar aşamasındadır. Türkiye’de ideal bir demokrasi süreci, Kürt liderlikleri tarafından nihai bir amaç olarak mı, yoksa daha ileri hedeflere ulaşmak için bir araç olarak mı görülmektedir? Küresel ve bölgesel gelişmeler dikkate alındığında, demokrasinin temel amaç olması gerektiği düşüncesi güç kazanmaktadır.
Türkiye’deki ekonomik ve siyasal düzenden yalnızca Kürtler değil, geniş toplum kesimleri şikâyetçidir. Ancak Kürt toplumu, bu mağduriyetler içinde en ön sıralarda yer almaktadır. Salt farklılık vurgusu üzerinden ortak mücadele alanlarının terk edilmesi, sorunun çözümünü zorlaştırmaktadır.
TARİHSEL DENEYİMLER, EMPERYALİZM VE ELEŞTİREL PERSPEKTİF
Kürtler, Mezopotamya, İran ve Anadolu’da köklü tarihleriyle Orta Doğu’nun etkin aktörlerinden biridir. Bu tarihsel birikim, kültürel koruma ve pozitif ayrımcılığı haklı kılmaktadır. Ancak XX. yüzyılda ortaya çıkan ayrılıkçı-ulusalcı liderliklerin Batı emperyalizmiyle kurduğu ilişkiler, ağır bedeller doğurmuştur. Bu yönüyle Kürtçülüğün yaşadığı tarihsel süreç, Ermeni meselesiyle benzerlikler taşımaktadır.
Siyasi hatalar, dış müdahaleler ve ideolojik yanılsamalar, çoğu zaman trajedilerle sonuçlanmıştır. Bu bildirinin temel amacı; söz konusu yanılsamaları, yapay ideolojik kurguları ve tarihsel-kültürel arka planı nesnel bir bakış açısıyla ortaya koymaktır. Geleceğe yönelik perspektifler geliştirilirken, sosyo-kültürel ve tarihsel yapıların yeterince dikkate alınmamasının yarattığı sorunlar eleştirel biçimde değerlendirilmektedir.
ETİKET:#BilimselAnaliz
#AkademikTartışma
#SiyasalSosyoloji
#KürtMeselesi
#TürkiyeGündemi
#TarihVeToplum
#StratejikBakış
#EleştirelPerspektif
#AkademiGündemi
