Siyasetin çivisi çıkmışsa, onu çakacak çekiç değil, susarak terk edecek yürek gerekir.
Adalet Partisi Adana İl Başkanı Mehmet Uygur, bugün o yüreği gösterdi. Kirli siyaset karşısında sustu belki ama aslında haykırdı. “Artık siyaset yapmayacağım” diyerek sadece bir koltuğu bırakmadı; bir duruşun, bir vicdanın, bir tepkinin altını çizdi. Günümüz siyasetçilerine örnek olacak kadar net, temiz ve cesur bir tavırla, kirliliğe ortak olmadı, olmayacağı istifası ile cesurca kanıtladı helal olsun.
Bir Görevden Değil, Bir Vicdandan Vazgeçiş
Mehmet Uygur’un istifası, aslında bir son değil; birçoklarının göz ardı ettiği bir başlangıcın işaret fişeğidir. Bugün siyaset meydanlarında koltuklar için yarışanların çoğu, ne yazık ki bir idealin değil, bir rantın peşindeler. Uygur’un istifası bu yarışa değil, bu yaraya bir tepkiydi.
Siyaset kurumu, bir ülkenin ruhudur. O ruh kirlenirse, toplum nefes alamaz. Bugün birçok yurttaşımızın siyasete mesafeli durmasının nedeni, tam da Mehmet Uygur’un dile getirdiği bu “kirli siyaset”tir. İnsanlar artık değişimden, umuttan, adaletten söz edenlere değil, çıkarını kollayanlara kulak kesilmiş durumda. O yüzden bu istifa, sadece bir bireyin kişisel kararı değil; toplumun vicdanını yansıtan bir ayna gibi okunmalıdır.
Günübirlik Çıkarlar Yerine, Kalıcı Değerler
Siyaset, günübirlik menfaatlerin değil, kalıcı ilkelerin mücadelesidir. Herkes mevkilerle övünürken, bir insanın “artık yokum” diyerek görevden ayrılması, başlı başına bir erdem göstergesidir. Uygur, bu anlamda koltuğu değil, onurunu tercih etti. O, siyaseti bırakmadı aslında; siyasetin bugün geldiği hali terk etti.
Kimi insanlar vardır ki, onlar görevdeyken değil, görevden ayrıldıklarında daha fazla iz bırakır. Çünkü asıl imzalar kağıtlarda değil, vicdanlarda atılır. Mehmet Uygur’un bu davranışı, işte böyle bir imzadır: Temiz siyasete duyulan özlemin, suskun yüreklerin haykırışı.
Geride Ne Kaldı?
Şimdi geriye dönüp baktığımızda, Uygur’un ardından şunu net söyleyebiliriz: Görevinden istifa etti ama izzetinden değil… Koltuğu bıraktı ama ilkelerini değil… Belki bazıları için siyasetten çekilmek bir “kaybediş” gibi görünebilir, fakat esas kayıp; o koltuklarda otururken sesini yükseltemeyenlerindir.
Mehmet Uygur, “Beni anlayan anladı” diyerek vedasını yaptı. Şimdi bu anlayanlara düşen görev, kirli siyasetin karşısında yeni bir dil, yeni bir anlayış ve tertemiz bir duruş geliştirmektir. Çünkü artık toplum, içi boş vaatlere değil; sözüyle özü bir olan insanlara ihtiyaç duyuyor.
Sözün Özü; Temiz Kalmak, Koltuktan Daha Zor..!
Siyaset, temiz insanların sabırla büyüttüğü bir ağacın gölgesinde yeşerirse, millet de o gölgeden faydalanır. Aksi halde kokuşmuş dallar, eninde sonunda kökleri çürütür. Mehmet Uygur, o ağacın kuruyan dalını keserek belki de kökü kurtardı.
Bugün koltuğunu bırakıp giden bir siyasetçiyi konuşuyoruz. Ama aslında konuşmamız gereken; o koltuğu kirleten anlayışın, hâlâ nasıl hâkim olduğudur.
Bu nedenle Mehmet Uygur’un istifası bir final değil, bir farkındalıktır. Belki yalnız kaldı, ama doğru kaldı.
Ve bu ülkede hâlâ doğru kalanlar oldukça, umut da var, yarın da…
