Birkaç sokak ileride, neon ışıklarıyla parlayan Lucca Lounge’nin tabelası gözüme çarptı. Hep önünden geçtiğim ama içeriye hiç girmediğim bu mekana, nedense bugün bir uğrayasım geldi.
Kapıyı açtığımda, içeriden gelen tatlı tütün kokusu beni karşıladı. İçeride yorgun yüzler, ama huzurlu bakışlar vardı. Nargile dumanı havada süzülüyor, insan sesleri yumuşak bir uğultu gibi yayılıyordu. Boş bir masaya oturdum. Tam sipariş verecekken, elinde nargile tepsisiyle yaşlıca bir adam yanıma yaklaştı.
“Hoş geldiniz usta. Çalışmanın yorgunluğu ancak burada atılır, değil mi?” dedi gülümseyerek.
Başımı salladım. “Aynen öyle… Çelik işçisiyim. Gün boyu sıcak fırınların başında ter döküyoruz. Bir nefes almak istedim.”
Adam, nargileyi özenle masama yerleştirirken başını salladı. “Ben de yıllardır bu işi yapıyorum. İnsanlar yorgunluklarını burada atıyor. Yani biz de bir nevi hizmet sektöründeyiz. Ama biz itfaiye eri değiliz, sadece nargile hazırlayan ustayız!” dedi, kahkaha atarak.
Bu esprili sözler üzerine ben de gülümsedim. İlk nefesi çektiğimde, tüm günün stresi ve yorgunluğu üzerimden akıp gitti. Sanki çalışmanın o ağır yükü bir süreliğine kaybolmuştu. Masada tek başıma oturuyor gibi görünsem de, aslında burada herkes aynıydı: Günün yükünü geride bırakmaya çalışan emektarlar…
O gece Lucca Lounge’dan ayrılırken, içimde tarif edemediğim bir rahatlama vardı. Sabah yine işime gidecektim ama artık biliyordum ki, günün yorgunluğu ne kadar ağır olursa olsun, küçük bir mola her şeyi değiştirebilirdi.
Masaların arasında, elinde tepsiyle dolaşan bir adam dikkatimi çekti. Beyaz önlüğü, maharetli elleriyle bir nargile hazırlıyor, müşterilerine güler yüzle servis ediyordu.

Tam bir köşeye oturmuştum ki, yanıma yaklaştı. “Hoş geldiniz usta. Bugün yorgun görünüyorsunuz, size güzel bir nargile hazırlayayım.” dedi sıcak bir gülümsemeyle.
Başımı salladım. “Evet, iş çok yoğundu bugün. Çelik eritmek kolay değil. Biraz dinlenmek istedim.” dedim.
Elindeki kömür maşasını dikkatlice nargilenin başına yerleştirirken başını salladı. “Çalışmak zor iş ama insan kendine vakit ayırmalı. Buraya gelenler de hep aynı şeyi söylüyor. Günün stresini atmak için bir iki saatliğine kaçıyorlar.”
O sırada yan masadaki müşterilerden biri gülerek ona seslendi:
“Sadık Usta, sen itfaiye eri gibisin, hep ateşle uğraşıyorsun!”
Sadık Özkan, kahkahayı patlattı ve gözlerini bana kırparak cevap verdi:
“Biz itfaiye eri değiliz kardeşim, biz nargile hazırlayan ustayız!”
Gülümsemekten kendimi alamadım. Sıcak kömürün közlerinden yükselen dumanı izledim. İlk nefesi çektiğimde, günün yorgunluğu içimden akıp gidiyordu.
O akşam, Lucca Lounge’dan ayrılırken fark ettim ki, bazen insanın ihtiyacı olan şey sadece küçük bir molaydı. Ve Sadık Özkan gibi ustalar, bu molaları unutulmaz kılmayı iyi biliyorlardı.
Haber Foto Remzi Yıldırım Ege Özgür Haber Adana
