Türkiye’de laiklik tehlikede mi? Bir Profesör Cumhuriyet fabrika ayarlarına dönsün diye tweet atıp laiklik ilkesine itiraz ederken, bir siyasi parti liderinin anayasanın ilk 4 maddesinin değiştirilebileceğine ilişkin görüş aktarırken, binlerce öğretmen atama beklediği halde imamlar, okullarında derse girebiliyorken, bir gazete meclis isterse hilafeti ihya edebilir manşetiyle hilafet çağrısında bulunurken; gelinen bu noktada laikliğin tehlikede olmadığını düşünmek mümkün değildir.
Demokrasinin özünün LAİKLİK olduğunu öğrenmenin en pahalı, en acılı yolu, laikliği ve dolayısıyla demokrasiyi yitirip teokratik bir diktanın tutsağı olmaktır. LAİKLİK ilkesini yaşamlarına ve devletlerine yerleştirememiş toplumların ne halde olduklarını görmek için uzaklara gitmeye gerek yok, kimi sınır komşularımıza, bölgemizdeki birçok ülkeye bakmak ne yazık ki yeterlidir. Bu topraklar üzerinde iç savaşlar yaşanmıyorsa, bu topraklar üzerinde mezhep savaşları yaşanmıyorsa, insanların tercihlerinden dolayı kanları dökülmüyorsa bunu, hem bu toprakların yetiştirdiği en büyük devrimci Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e, hem de laiklik ilkesine borçlu olduğumuzun altını önemle çizmek istiyoruz”
Görünen odur ki, laiklik gerçekten tehlikededir
“Hilafet çağrısının yapıldığı bir yerde laik rejim yoğun bakımda demektir. Ve Birileri yoğun bakıma alınan laik rejimin fişini adeta çekmek istemektedir” Ne yazık ki Kemalistler olarak laikliğe yapılan saldırılara karşı “çekingen” kalmaktayız. “Bugün, hızla dini esaslara dayalı bir yönetim sistemine doğru gidilmektedir. Bu saldırılar, hiç şüphesiz, cumhuriyetin laiklik ilkesine yöneliktir”
Beklentimiz Atatürk devrimine ve cumhuriyetin temel niteliklerine daha güçlü, daha bilinçli, daha yürekli, içtenlikle ve samimiyetle sahip çıkılmasıdır. Yani bizlerin utangaç ve zayıf laiklik savunmasından vazgeçme zamanı gelmiştir.
Unutmayalım: “Bu ülkede dini eğitimin cemaatlere, okullarına, dershanelerine teslim edilmesinin ne kadar acı sonuçlar verdiğini gördük. Tarikatların eline düşürülen çocuklar baskı nedeniyle intihar ettiğini, tarikat yurtlarında taciz edildiğini dehşetle öğrendik.
BAŞKAN” BERKAN YILMAZ BÜTÜN BUNLARA RAĞMEN UMUTSUZLUĞA KAPILMA LÜKSÜMÜZ YOKTUR
Her türlü imkânsızlığa rağmen Kurtuluş Savaşını kazanan, cumhuriyeti kuran atalarımızın torunları olarak ortak değerlerimizi koruyacağımıza eminim.
Çünkü bugün ben sizlere baktığım zaman sizlerin şahsında dünyada emperyalizme karşı ilk kez ulusal kurtuluş savaşı verip başarıya ulaştıran insanları görüyorum. Belki o zaman hiçbirimiz yoktu ama hiç önemli değil bugün ben genç Atatürkçü kardeşime bakarken bile onu Mustafa Kemal’in yanında omuz omuza savaşan bir insan olarak görüyorum. Bugün ben sizlere baktığım zaman ülkesini çağdaş medeniyetler seviyesine çıkarabilmek için yasa yapanları, kurum yapanları ilke ortaya koyanları görüyorum. Kadın erkek eşitliğini gerçekleştirenleri görüyorum. Medeni kanunu yapanları görüyorum. Bugün ben sizlere baktığım zaman halkevlerini, köy enstitülerini kuranları görüyorum. Fabrika inşa edenleri görüyorum. Demiryolu döşeyen işçileri görüyorum.
Sizler Atatürksünüz, sizler İsmet İnönüsünüz. Sizler bu ülkenin onurlu şanlı geçmişisiniz. Bu yüzden Bizler yıkılmayacağız. Şairin dediği gibi “Onların güneşe çarpan sesini anlamayan, dört duvarın, tel örgütün, meşhur yasakların sahipleri seyir bile edemezken içimizdeki şenliği, Yılgı, yanımıza yanaşamazken, bizi kıvıl kıvıl bekliyorken hayat, Yıkılmak elinde mi?
Umutlarımızı da kaybetmeyeceğiz. Çünkü bizim ilhamımızı aldığımız bir çift mavi göz “Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır. Ben umudumu hiçbir zaman yitirmedim demişti.
Sözlerime Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün şu hatırasıyla son vermek istiyorum. Gazi Mustafa Kemal Henüz askeri lisedeyken ülkenin durumuna karşı umutsuzluğa kapılan silah arkadaşlarına dönüp yalnızca korkaklar kaybeder demişti. Biz de bugün umutsuzluğa kapılan yoldaşlarımıza dönüp yalnızca korkaklar kaybeder ve biz kazanacağız diyoruz.
